2009-08-24

Warm Inventions

Ortalamanın üstünde bir tatil oldu, yine bir Bodrum bir Çeşme 1,5 ay boyunca döndüm dolaştım, sonunda eve geldim. Aslında eve gelmedim, 12 saatlik yolculuk bitti, dershaneye gittim, sınav oldum, eve geldim ve uyudum. Sonuç: derhanenin 6ncı sınıfındayım -_-.

Dershane beklediğim gibi. Yormuyor, eğlenceli. Hatta test bile çözmeye başladım evde. Öğretmen falan aferin dedi. Hıhı.

Sakal bıraktım bide, sevenler var sevmeyenler var :\. Uygun bir zamanda bir iki fotoğraf çekilebilirsem koyacağım buraya, okul başlamadan fırsat olursa tabi <_<.

NFL sezonu başlayamadı bi. Bu.

Doğay'dan Flight of the Conchords isteyeceğim. Tam benlik bir dizi, hem bana benzeyen biri de var içinde. Lazım.

(soldaki dememe gerek var mı?)

Deyzi var, köpeğim. Geçen gün kalp krizi geçirdi. Aslında kalp krizi değilmiş ama epilepsi nöbeti tarzı bir şeymiş sanırım o_O. Doktoru baya iyimser konuştu ama iyi değil o kadar yani durumu. Vay be, yaşlandı o da.

Mazzy Star'ın solisti Hope Sandoval var bir de *_*.

Hope Sandoval & The Warm Inventions diye bir projesi de varmış Mazzy Star'dan sonra. Bilmiyordum, öğrendim iyi oldu *___*.

Mazzy Star dedik, yeniden bir araya gelmişler yeni albümleri çıkacakmış. Eheheh.

3 günde How I Met Your Mother'ın 2 sezonunu bitirdim. 1 günü yoldaydım, 1 günü de sınava girdim. İYİYİM BE.

Pure Reason Revolution'ın bilmediğim şarkılarını buldum, indirdim. Eh albüme konacak cinsten değillerdi doğal olarak ama yine de farklı şeyler dinlemek iyi oluyor.

Kaymaklı baklava yiyorum, garip, ama güzel. Ceviz bazen acı geliyordu.

5 gündür dershaneden dolmuşla dönüp Bostancı sahilden Küçükyalı'ya kadar yürüyorum. Böyle devam edebilirsem zaten olmayan kilomu eksilere indirebilirim. Ama eğlenceli oluyor, etrafa baka baka yürüyorum, sakinleştirici.

Neyse ben test çözeyim bari, kümeler bu öyle boru değil. Son olarak... proceed.

2009-07-24

Epic Win

Cambo internetten bana fizik çalıştırırken. KLASİK.
(Resme tıklayınca büyüyor. Gerçekten.)

2009-07-22

Twitting vs. Blogging

Twitter'ım var, ama kullanmıyorum. Ama icat iyi, gerçekten sağlam. Tanıdığın, sevdiğin ünlülerle falan geyik muhabbeti döndürebildiğin bir yer. Merak eden varsa follow me.

Ben ders çalışacaktım, ona ne oldu?

Linux'a geri dönmememin tek nedeninin kısa süre önce Amarok ve KDE ikilisinin organize bir operasyonla bana satışı koymuş olmasıdır. Şimdi bakayım dedim Amarok'a. Gelişme var, evet. Ama o kafam kadar tuşları küçültmedikleri taktirde beni döndürebilecekleri fazla da bir silahları yok gibi. Yine de eve dönünce bir şans daha veririm sanırım. Ya da Gnome? Gnome'u hep uzaktan sevdim ben, acaba bu ona bir şans verme zamanı mıdır? KDE 4'ün göz alıcı saçmalıkları en son kafamı baya bozmuştu. Yok Plasma yok bilmem ne. İlla OS X'i veya Windows'u taklit etmeleri şart mı? Neyse ben bir eve döneyim hele. Bir de benim seneye bütün bunlarla uğraşmaya vaktim olacak mı?

Yeni ÖSS sistemi açıklanmış galiba. LYS ve YGS olmuş isimleri. Gerisini dinlemedim. Napcaz?

Baya zaman oldu ama (tabi son yazım kadar eski değil) M. Taştekin'in meydan okuması Ice Tea Flame Wars 2009'ı ateşleyebilir mi? Şeftaliciler benimle hiç bir zaman baş edemez. Bir kere şeftalinin nesi savunulabilir ki? Quick Trivia: A. Endersoy'un bir keresinde Nestea Şeftali içerken az daha kustuğunu biliyor muydunuz?

Ben Bodrum'u İstanbul'dan daha iyi bildiğime karar verdim. Hayatımın 17 yazının 16sını Bodrum'da geçirdim. Tek bir yerinde de değil, her bölgesinde kalmışım. Son bir kaç senedir Gündoğan-Türkbükü arasındayız ama.

Rick Astley'in ölmüş olduğu haberleri yalan. /b/'den çıktı. Rick Astley demişken, Greg Oden'ın iki sezondur hala sahada kalamaması ve K. Durant'in tescilli süperstar olduğu gerçeği RealGM'de nefis bir espiriyi doğurdu: "Portland got Greg Oden'd on that draft."

Blogda sadece küçük harf kullandığım eleştirildi. Ben öyle ayarladım. HTML'i düzenle deyip body tagına text-transform: lowercase; patlıyorsun oluyor. Yani ben aslında cümlelere büyük harfle başlıyorum. Tasarım gereğince öyle oldu. Değiştirince görünümü logoyu falan, normalde döndürebilirim.

Blogumun ismini değiştireceğim sanırım. Şimdi sivri zeka biri çıkıp "Zaten kimse okumuyor ki blogunu ismini değiştirsen ne olucak?" derse o comment silinir. Gerçi öyle biri de yok sanırım O_o. Neyse zaten "hoheyt"ten nefret ettiğimi biliyor herkes. İsim bulma konusunda hiç iyi olmadığımı da. Saturnvolta nedir ki yani? Ama bir şekilde değişecek bu isim, bir iki potansiyeli olan fikrim var...

Öh. Bu kadar.

PS: M. Taştekin'in bardakta duran suyun felsefesiyle Ahmet Çakar romantizmini harmanladığı yaklaşık 42 paragraflık yazıları gibi değil bu. Benim için uzun ama.



1958 - 2009

2009-06-22

Efes Pilsen One Love Festival

Bu Cumartesi Efes Pilsen One Love'ın ilk gününe gittim. İlk günde yakalayabildiğim kadarıyla sırayla şu isimler sahneye çıktı:
  1. Ayça Şen
  2. Bora Uzer
  3. M83
  4. Tricky
  5. Klaxons
Şimdi teker teker değerlendirmek gerekirse;

Festival alanında (santralistanbul) bizi karşılayan Ayça Şen isimli kişinin (ki daha önce kendisini hiç duymamıştım) türlü oktavlarda bir takım çığırışları oldu. Bilemiyorum, belki de ben anlamıyorum, ama hoş değildi. O sahnedeyken biz Wii oynadık, ama o da bozuktu sanki. Beyzbol, tenis falan oynayamadık sadece bowling oynayabildik, o da çok kolaydı. Hiç sağ sol yapmadan atınca direk strike oluyordu.

Daha sonra tabikide efsane Bora Uzer sahne aldı. Zaten kendisini son albümünden de biliyorduk. Kendisini en önden izledik, başlarken fazla kalabalık yoktu ama ilk şarkıdan itibaren yavaş yavaş dolmaya başladı. "Dudaktan Dudağa" ve "He Said She Said" baya güzeldi tabi bir de "Aramızda Bir Gerginlik Mi Var?". Ayrıca yanında zenci bir repçi de getirmiş, beraber söylediler, eğlenceliydi. Haa, konser devam ederken seyircilerden biri yanındaki çocuğu göstererek "Bu çocuk manyak dansediyor, gelebilir mi?" tarzında bir şeyler bağırdı. Çocuk 10 yaşında falan herhalde adı da sanırım "Uzay". Üstü çıplak bir biçimde çıktı sahneye ve kesinlikle Bora'dan daha iyi dansediyor. Michael Jackson'ımsı hareketleri manyaktı, baya güldük, bence Bora onu yanına alsın. Bu Festivalle alakası yok ama Bora'yı bir gün sonra bir daha izledim. Bu sefer Nike'ın sponsor olduğu bir futbol turnuvasının finalinden sonra, Kenan Doğulu'dan önce çıktı. Halk konseri tarzı bir şeydi bu nedenle seyirci biraz yabancıydı olaya. One Love'daki kadar eğlenceli olmadı ve daha kısa sürdü. Yine de güzeldi, ikinci albümünü bekliyoruz artık.

Yabancı grupların içerisinde en çok bildiğim M83'tü. Post-Rock, Shoegaze, Elektronik karışımı nefis bir tarzı olan iki adam bir de kız. Ya, açıkçası müziğin türünü ne kadar sevsem de canlı dinlemekle evde dinlemek arasında fazla fark olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle başında biraz izledik sonra festivalin diğer bölümlerini gezdik. "Senin Sahnen" adlı minik sahnede 5-6 kişi karaoke yarışması tarzi garip bir şey yapıyorlardı. Sunucu çok yavşak bir tip olduğu için sonucu izlemeden gittik. Sonra eve gelince dinledim M83'ü, zaten vardı bir albümü, gayet müthişler. Diğer albümlerini de indirdim. Dinlerim ben bunları.

Günün hakkında en az bilgiye sahip olduğum ismi Tricky'ydi. Müge'nin dediğine göre Trip-Hop'ın babalarından biriymiş. Eh, dedik demek ki önemli biri. Sahnenin oldukça iyi bir bölümünde yerimizi aldık. Daha sonraki olayları fazla anlayamadım. Herif sahneye çıktığında yaptığı ilk iş soyunmak oldu. Mikrofonunu göğsüne doğru tutup havaya parmağını kaldırdı, arada şarkı da söyledi. Kafam almadı yani "Ne yapıyor bu zenci?!" dedim içimden. Zaten daha sonra sıkıldık gittik oradan biraz daha gezdik. Häagen-Dazs'ın fındıklısından yedim, baya güzel. Mükemmel hatta. Sonra dışarıdaki masalardan birine oturduk. Yanımızda oturan adam elinde bir şeylerle oynuyordu, sonra elindeki şey uçtu benim yanağıma geldi. Çok sert, acıtacak bir şey değildi de şaşırdım haliyle. Adam özür diledi, ben önemli değil derken "Al şunu bir bira iç." dedi ve bir bira fişi uzattı bana. Merak ettim kim o adam, Efes Pilsen'in sahibi falan mı acaba :P.

Gecenin flaş ismi ise Klaxons'du. Elektronik ağırlıklı bir Indie (ne demek kimse bilmiyor artık, indi işte.) grubu kendileri. Adamların enerjisi müthiş yav. İlk çaldıkları şarkı "The Bouncer" meğersem Ozan Özcan's Tunes'da da varmış. Baya iyiydi. Biraz kısa sürdü ama tüm şarkılar güzeldi. Bir LP, bir de EP'leri var. Bence indirsin herkes dinlesin, lazım.

Şimdi de festival hakkındaki genel görüşlerime geldi sıra, ama öncesinde tüm sanatçılara puan vermek istiyorum.
  • Ayça Şen (*)
  • Bora Uzer (****)
  • M83 (?)
  • Tricky (?!)
  • Klaxons (***** ^_~)
Evet santralistanbul çok geniş ve rahat bir festival alanı. Geniş alanı da güzel doldurmuşlar, her tarafta bir şey var mutlaka. Efes 5 liraydı, her noktada da bir kasa mutlaka vardı. Yani canın bir şey içmek isteyince 1947 kilometre yürümek gerekmiyordu. Çimlere de dikkat ettim karınca, kene mene yoktu :D. Seyirci ise beklediğim gibi iyi bir kitleydi. Daha önce bulunduğum konser ve festivallere oranla en azından. Tabikide barzolar da vardı ama sonuçta Efes Pilsen'in sponsor olduğu bir festival, o kadar olur. Son iki yıldaki Kalfest seyircisini biliyoruz :D (Moonspell, Hayko Cepkin seyircisi). 2005'teki Dream Theater seyircisi de o kadar kötü olmasa da, tip bakımından garip insanları barındırmıştı. İkinci günde Röyksopp ve Starsailor varmış, ama gitmedim.

Ben gayet memnun kaldım, bakalım belki seneye de gideriz. O değil de tam Pure Reason Revolution'ın gelmesi gereken bir festival bu, tarz/izleyici bakımından. Neyse; bakalım, göreceğiz.